Rönesans'tan Günümüze Batı'da Takı Kültürü

Yazar Abgar Özasi 04/03/2020 0 Yorumlar Mücevherat,

RÖNESANS’TAN GÜNÜMÜZE BATI’DA TAKI KÜLTÜRÜ

 

Gül İREPOĞLU

 

   Takı neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Yaklaşık beş yüz yıl içinde takının geçirdiği aşamalar izlenirken, günümüz takısına temel oluşturan bu sürecin, toplumsal tarihin de bir parçası olduğu ortaya çıkar. Takılar, giysi modasındaki eğilimler ve gereksinimlerle birlikte değişmiş,  takıya her çağda ciddi ve önemli anlamlar yüklenmiştir.  Taşıyanın toplumdaki konumunun göstergesi olmak gibi; aşkın ve bağlılığın simgesi olmak gibi.

 

   Hümanizmin insana birey olarak değer verişi, Rönesans insanının dış görünümüne de giyim kuşama gösterilen özen olarak yansımış, böylece takılar da giyimin bir parçası haline gelmiştir. Dünyasal değerler önem kazandıkça ve insanın yaşam biçimi zenginleştikçe, takı da önem kazanır. Toplumsal gelişmeyi yansıtan en parlak ayna olan takı, her dönemin sanat üslubunun en rafine örneğidir; sofistike beğeninin ifade aracı konumunda olan takıdaki stillerin, mimarlık ve resim stillerinin gelişimine parelel olduğu görülür.

 

   Rönesans Avrupası’ında mücevher yalnızca hükümdarın süsü olmaktan çıkmıştır; sanatçının emeğine büyük değer veren Rönesans insanı için, dönemin beğenisini yansıtan bir pandantif ya da inci bir küpe, vazgeçmek istemediği kişisel eşyalarıdır artık. Ressamlarda tablolarından konudan bağımsız olarak, kendi dönemlerindeki beğeninin ürünü takıları betimlemiştir. Dolayısıyla tablolar, aynı zamanda takı tarihi açısından çok değerli görsel belgelerdir.

 

   Jan van Ecyk’ın öğrencisi Petrus Chiristus’un 1449 tarihli ‘’Aziz Eligius Atölyesinde’’ adlı tablosunda kuyumcuların koruyucusu Aziz Eligiusi, genç bir çift için bir yüzük tartar. 15. Yüzyıl kuyumcu atölyesinden bir kesit veren bu tabloda, kuyumculuk mesleği yüceltilirken, takılar ve bazı araçlar da sergilenmektedir. Rönesans mimar ve ressamlarının çoğu, işe önce kuyumcu olarak başlamıştır. Rönesans mimarisinin öncü mimari Flippo Brunelleschi, ipekçiler ve kuyumcular loncasındandır ve sivil Rönesans mimarisinin ilk parlak örneği olan Floransa’daki Ospedale degli Inccocenti’yi de 15. Yüzyılın başında bu lonca ısmarlamış ve inşa ettirmiştir. Brunelleschi’nin mimariye getirdiği yeniliklerden olan terrakota madalyonlar, bu yapıda kullanılmıştır. Madalyonlar Rönesans’ın en sevilen motiflerinden olmuş ve takılarda da çeşitli biçimde uygulanmıştır.

 

 

''VIII. Henry Portresi'' Hans Holbein'dan (Genç) kopya. 1540. Galleria de Naizonale, Roma.

 

 

   Alessandro Fei’nin Francesco de Medici için eserler üreten ‘’Kuyumcu Atölyesi’’ tablosunda, 16. Yüzyılda İtalyan Rönesansının en seçkin kuyumculuk işlerinin üretilme süreci, ortam, sanatçılar ve üretilenler en gerçekçi biçimde izlenir; ön planda ustalar eserlere son biçimini verir. Bir kuyumcunun elinde Medici Dükalığının tacı vardır; öte yandan bitmiş eserler sergilenir; bir yanda maden işlenirken, arkadaki kapıdan, bu atölyeye tüm bu eserleri ısmarlayan mesen gelir…

 

   İtalya’da 15. Yüzyılın zarif, geleneksel tasarımları, 16. Yüzyılda Benvenuto Cellini’nin coşkun üslubuyla kuyumculuk sanatının başyapıtlarına dönüşmüştür. Fransız Kralı I. François ve İtalyan asıllı kraliçesi Catherine de Medicis, Cellini’yi Paris’e çağırarak İtalyan üslubunun Fransa’da da bensenmesine yol açmıştır. Günümüzde imzalı bir askısı mevcut olmayan, ancak ünlü bir mücevheri, I. François için yaptığı mineli altın tuzluğu ile tanınan Cellini, otobiyografisinde, mesleğinin başlangıcında Roma’da moda olan şapka rozetleri tasarımları yaptığından söz eder.

 

  Kuyumculuk sanatında kusursuzluk bilinci ve taş kakmacılığındaki ustalık bu klasik dönemde, 16. Yüzyılda yerleşmiştir. O zamanlar Roma’da toprak altında hala sıkça bulunabilen antik Roma takılarının kalıntıları, köylüler tarafından meraklılara satılmaktadır. Cellini otobiyografisinde kendisinin de eline yunus biçiminde bir zümrüt, Minevra başı biçiminde montürlü bir topaz ve üzerinde Herkülün üç başlı Kerberus’u bağlayışı sahnesi kazılı olan bir kameo geçtiğini, bu kameoyu gören Michelangelo’nun ‘’Böyle mükemmel bir şey görmedim’’, dediğini anlatır. Bu tür antik takıların tasarımda örnek alınmış olduğu açıktır.

 

   Heykel tadındaki Rönesans pandantifleri, ince bir işçilikle ve incinin doğal biçimine uyum sağlayan tasarımlarla üretilmiştir. Bu dönemde Rönesansın temeli olan klasik motiflerin yanı sıra, Orta Çağın dinsel konulu motifleri de yeniden yorumlanarak madalyonlarda ve şapka rozetlerinde kullanılmıştır. Oyma ya da kabartma tekniğinde, İncil’den veya klasik mitoloji ve tarihten sahnelerle süslü olan bu rozetler, şapkaların yukarı çevrilmiş kenarlarına takılmıştır. Altın üzerinde mineli, renkli taşlar ve elmaslarla bezenmiş bu baş süsleri, pandantiflerle birlikte Rönesans’ın takı üslubunu simgeler.

 

   Omuz üzerine yayılan ya da boyna takılan, taşlarla ve incilerle bezeli, mineli altın zincirler, gerdanlıklar ve kameolar da, dönemin tipik takıları olarak karşımıza çıkar. Birkaç parmağa birden takılan, hatta parmakların yalnızca son boğumuna değil, orta boğumuna da takılan yüzükler ise yine taşlıdır. Giysilerin üzerine dikililen mücevher düğmeler ve korsaj süsleri Rönesans takılarının arasında önemli yer tutar. Giysi kollarının üzerine takılan taşlı bilezikler de kadın takıları arasında yer alır. Erken dönemde kulakları örten başlıklar ve saç modelleri adeta nedeniyle küpe, daha az kullanılan bir takı türüdür. Başlıklar küçüldükçe ve giderek ortadan kalktıkça, küpe çeşitleri çoğalmıştır.

 

 

  Alessandro Fei. ''Kuyumcu Atölyesi'' 16.Yüzyıl

 

 

 

   Elmas, yakut, zümrüt, safir gibi taşlar, genellikle ya geleneksel nokta kesimle, yani sekizgen forma yakın, taşın doğal formunu koruyarak, ya da tabla kesimle, yani dikdörtgen, kare veya oval taşın üstü yassı, kenarları fasetli olarak kullanılmış, yuvarlak ya da damla biçimli inçlilere çok sık yer verilmiştir. Kaliteli mine işçiliği ise Rönesans takılarının önemli bir parçasıdır. Mineli şapka rozetleri, ilk akla gelen erkek takıları arasındadır.

 

   Rönesans mesenleri, Albrecht Dürer, Hans Holbein ve Guilio Romano gibi seçkin sanatçılara mücevher tasarımları ısmarlamış, böylece kuyumculuk o zamana kadar görülmemiş bir canlılık ve yaratıcılık içerisine girmiştir. Kameolar; Roma geleneğinden gelen, değerli taşar üzerine portrelerin kazındığı oval pandantifler, Rönesansın değer veren takılarındandır. Holbein Ekolünden 1537 tarihli VIII. Henry portresinde Rönesans döneminde sevilen erkek takıları toplu halde görülür; Ünlü İngiliz kralı, fibula biçimli ve dikdörtgen biçimli şapka rozetlerini dönüşümlü olarak şapkasına dizmiş, omuzları üzerine ince bir işçilikle heykel gibi işlenmiş, taşlı bir altın zincir atmış, boynuna ayrıca bir madalyon asmıştır. Giysinin önünde ve kollarında ise taşlı düğmeler yer alır. Holbein’ın 1533 tarihli ‘’Elçiler’’inde de kalın altın zincir ucunda oval bir madalyon ve şapka rozetleri yer alır. Rönesans takıları arasında çeşitli genişlikte altın zincirlerin de önemli yeri vardır.

 

   Soylu sınıf arasındaki hediye alışverişi, Avrupa’da ortak bir takı üslubunun olmuşmasında etkili olmuştur. Bu dönemde moda olan kameola, 20. Yüzyıla kadar takı geleneğindeki yerlerini korurlar. Leonardo Ekolünden bir ressam tarafından 16. Yüzyılda yapılan Aragonlu Giovanna’nın portresinde, döneminin güzellik simgesi olarak görülen,  aydın ve varlıklı bir kadının giysileri ve takıları ayrıntılarıyla betimlenmiştir. Şapkadaki küçük rozetler, boyundaki ince zincirin ucundaki kameo, dekoltesindeki altın zincir, altın bilezik ve giysi kollarındaki altın düğmeler, abartısız bir Rönesans şıklığı sergiler.

 

   16. yüzyılda, kadınlarda kabartılmış saç modasıyla birlikte mücevherli firkete, sorguç ve tüyler moda olmuş ve damla inci küpeler ortaya çıkmıştır. İnci dizileri, Yeniçağda saçların vazgeçilmez süsüdür; gerek başlıkların üzerinde, gerekse doğrudan saç örgüleri arasında bol inci kullanılır. Mineli ve taşlı gerdanlıklar da, incilerle birlikte takılır. 16. Yüzyılın ikince yarısından 17. Yüzyıl başına kadar hüküm süren ünlü İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in 1591 tarihli boy portresi üzerinde Rönesans’ın soylu kadın takıları incelendiğinde, inciye verilen önem izlenebilir. Güçlü kişiliği, moda yaratan şıklığı ve çapkınlığıyla tanınan I. Elizabeth, incili tacı, inci dizileri ve mücevherli  korsajına takılı olan, antik figürler ve iri bir yakutla bezeli parfüm kabı ve elinde altın saplı yelpazesiyle betimlenmiştir. Omuzdan göğse doğru yayılarak uzanan taşlı zincirler, giysilerin sevilen tamamlayıcılarıdır. Boyna veya kemere asılı olan gerekli eşyalar da, Rönesans  kuyumcuları tarafından mücevhere dönüştürülmüştür: Düdükler, kürdanlar, mücevher saplı yelpazeler ve parfüm topları… I. Elizabeth’e 1587 yılında verilen yılbaşı armağanları listesi, dönemin takı çeşidi ve beğenisinden de bir kesit vermektedir: Mücevherli çanta ve broş takımı, incili altın kutusu ve takım zinciri, altın diadem ve mineli zincirli, elmas ve mücevher pandantifli altın gerdanlık, minik incilerle bezeli takım halinde onbeş altın düğme, yakutlarla bezeli yılan dili biçiminde pandantif ve kraliçenin en beğendiği armağan olan, açıldığında kendisinin portresi ortaya çıkan mücevherli yelpaze.

 

 

Kraliçe I. Elizabeth Portresi. 1591

 

 

  I. Elizabeth’i yaşlılık döneminde betimleyen bir portre madalyonda da , aynı zamanda kraliçenin takıları görülebilir. Aynı madalyonun arka yüzünde, Kraliçenin omuz kısmı, alevlerin içinden tekrar yaşam bulan bir Phoenix biçiminde işlenmiş ve I. Elizabeth’in gücünün sürekliliği vurgulanmıştır.

 

   Bu dönemin bir başka özelliği de, kuyumcuların, bu sanat dalına yeni giren saatçilerle işbirliği yapmaya başlamalarıdır. Şık giyimin bir parçası olan pandantifler, ya giysinin yakasına ya da boyna asılır. Mineli madalyon portreler, dönemin modasında önemli yeri olan altın zincirlerin ucuna takılır. Sevilen kişinin madalyon portresini taşımak, gerçek bir bağlılık göstergesidir. Danimarka kraliçesi Anna’nın madalyonun arkasında inisyali, böyle duygusal takıların görkemli örneğidir. Kraliçe Anna’nın maiyetinde bulunmuş olan İskoç prebsesi Anne, kalbinin üzerine taktığı bu madalyonla poz vermiştir. Pandantiflerde aşkı çağrıştıran motifler sık görülür; İskoçya kraliçesi Mary’nin yürek biçimli kameolu pandantifi, yürek biçiminin takı modasında benimsenişinin bir örneğidir.

 

   Hermann Tom Ri ng’in ‘’von Rietberg’’ portresindeise ağır altın zincir ve ucundaki pandantifin yanı sıra, kepin üzerini kaplayan örgü incili ve taşlık ve üzerine çapraz takılmış bant, Rönesans kuyumculuğunun görkemini sergiler.

 

   16. yüzyılın sonuna doğru, heykel tadındaki tarihsel üslup, yerini değerli taşların estetiğini ön plana çıkaran, gösterişli, süslemeci takılara bırakmıştır. 17. Yüzyılda yürek biçimi sürerken, takıların üzerinde inisyal yaygınlaşmıştır; artık insanlar benliklerini daha çok ortaya koyar olmuşlardır. 17. Yüzyıldan yürek motifli elmas ve yakutlu bu pandantif, bu modaya iyi bir örnektir. Yürek motifi tanrıya bağlılığın yanısıra, aşkı da simgeler. Burada yürek Küpid’in oklarıyla delinmiştir ve üstünde taç taşımaktadır. 17. Yüzyıldan çift halkalı bir nişan yüzüğünün halkaların açıldığında ise, birinin içine yerleştirilmiş olan çıplak çocuk figürü ile diğerindeki iskelet, yaşamın başına ve sonuna işaret eder. Takvanın evli olduğuna işaret eden çift halkalı ve burgu yüzükler, portreli madalyon yüzükler ve armalı mühür yüzükler bu dönemin sanatsal ruhunu yansıtır. 17. Yüzyılın duygusal takılarına bir örnek de ‘’Momento Mori’’ denen, ölümle bağlantılı anıları simgeleyen takılardır. Bunlarda yüzükler ve pandantifler üzerine kuru kafa, iskelet ve tabutlar, mine ile işlenmiştir. Sevilen kişinin portresini ya da saçından bir tutamı süslü oval pandantif veya yüzükler içinde saklamak her zaman güncelliğini korumuştur. Sevilen kişinin saç lülesinin kadife ipliklerle tutturulduğu küpeler de; dönemin duygusal takılarındandır; Soylu kadınlar ince siyah ipliklerle kulaklarına simgesel takılar asar, haç, yürek, baş harfler gibi…

 

   Rönesans kuyumculuk eserleri, gerek yüklenen anlamlar, gerekse özenli işlenişleri açısından Rönesans ruhunu en zarif ne en parlak biçimde yansıtan yapıtlardır.

 

   17.yüzyılda barok formlar, Rönesansın dengeli tasarımlarının yerini almaya başlamış, kuyumcular da giderek daha çok taşı sergilemeye yönelmiştir. Paris, Versailles’ın ihtişamıyla modanın merkezi haline gelmiş, bu dönemin stilize bitkisel motifli takı tasarımları model kitaplarıyla Avrupa’nın diğer ülkelerinde de yayılmıştır. Artık değerli taşların daha kolay sağlanması da, takıların önemini arttıran unsurlardandır.

 

 

Georges de la Tour. ''Falcılar'' (detay), Metropolitan Museum of Art, New York

 

 

   Dönemin bilimsel gelişmeleri, takıya da yansımış; analitik geometri prenipleri de taş kesiminde gelişmeler yaratmış ve 1660’larda pırlanta kesimi geliştirilmiştir. Pırlantanın rengini gölgelemek amacıyla, montürlerde altın yerine gümüş de kullanılmıştır. Elmaslar takılarda zümrüt, safir ve yakutlarla birlikte olduğu kadar, yarı değerli taşlardan ametist, turkuvaz, topaz, mercan, yeşim ve opal ile birlikte de yer almıştır. Yuvarlak veya damla biçimli kusursuz inciler ise yerlerini her zaman korumuşlardır. Paris ve Venedik’te zaman zaman, daha ucuz bir seçenek olan renksiz kristaller de bu değerli taşların yerine yerleştirilmiştir.

 

   17. yüzyılın ilk yarısında kadınlar elbise korsajlarının ortasına iri bir mücevher takmışlar; bu takılar fiyonk biçimli bir kurdelenin üzerine iğnelenmiş ya da zincirle tutturulmuştur. 17. Yüzyılda hem giyside hem saç tuvaletinde bol mücevher ve inciye yer verilmiştir: Saçlar, mücevherli kelebekler veya elmas çiçeklerle süslenmiştir. Sorguç da, 1700’lere kadar vazgeçilmeyen bir baş süsü olarak kalmıştır. Armut biçimli incilerden yapılan küpeler ve pandantiflerve mineli gerdanlıklar sevilen takımlardandır.

 

   Ucundan artmut biçimli iri bir safirin sarktığı mineli gerdanlık ise, 17. Yüzyıldaki görkemli zarafetin bir örneğidir; tümüyle mineli altın fiyonklardan oluşur. 17. Yüzyılın ortalarından itibaren, görüldüğü gibi fiyongun kendisi maden ve taşlardan oluşmaya başlamıştır.

 

   Bu dönemde erkek takısı olarak ise arma şeklindeki mücevherli düğmeler, altın zincirlere takılan minyatürler, saatler, haçlar ve nişanlar görülür. Kurdelenin yerini alan kol düğmesi, ilk olarak 1660’larda İngiletere’de bir yenilik olarak ortaya çıkmış ve giderek yaygınlaşmıştır. Georges de la Tour’un 1630’larda ‘’Falcı’’ tablosunda, yaşlı falcı kadın tarafından çapraz altın zincirin ucundaki saati çalınan genç adam betimlenmiştir.

   18. Yüzyılda Rokoko döneminde Avrupa saraylarında sık sık gece eğlenceleri düzenlendiğinden, mumların ışığında parlayacak mücevherler, giysiye uygun şekilde tasarlanmıştır.  Mücevher modasını Paris yönlendirmiş, kuyumcu Strass burada elmasları başarıyla renklendirmiştir. Parisli kuyumcular, diğer ülkelerin hanedanlıkları için de çalışmıştır. İri taşların ve daha abartılı biçimlerin gündeme geldiği bu dönemde Alman ‘’Altın Post’’ nişanları da tipik takılardandır.

 

   Güncel motifler, mercan, akik ve lalden yapılan yarı değerli mücevherlere uygulanmıştır: Girandole denen üçlü salkım motifli lal takımlar ya da lalli girandole broş küpeler, sık rastlanan tasarımlardır. Eksiksiz şık bir görünüm için broş, düğme, manşet tokası, küpe gerdanlık , bilezik ve sorguç giderek takımlar halinde tasarlanmış ve 18. Yüzyılda parure denilen mücevher takımları vazgeçilmez hale gelmiştir. Buna karşılık elmas kullanımının tasarruf yasalarıyla yasaklanmış oluğu İsviçre’de , bir tür demir türevi olan markazit kristalleri, elmas gibi kesilerek mücevher yerine kullanılmış, İngiltere ve İskoçya’da ise ‘’jet’’ adı verilen kömür türevi madenden de şık takılar üretilmiştir.

 

   17. yüzyılın takılarından olan natüralist motifli saç süsleri, salkım küpeler, korsaj fiyonkların kullanımı, 18. Yüzyılda da dönemin modasına uydurularak sürdürülmüştür. 18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rusya da Avrupa mücevher modasını yakından izlemeye başlamıştır. Çariçe II. Katerina döneminde, yalnız kendisinin değil, nedimelerinin de, giysilerinin eteklerine serpme mücevherler iliştirilir. Çariçe Katerina’nın, üzerine pırlanta broşları serpilmiş haldeki imgesi, döneminin abartılı, parlak ve çeşitli takılardan oluşan beğenisinin bir özeti gibidir. Bir Rus çocuk portresinde özellikle baş süslemesindeki bol inci kullanımı izlenir. Mücevher modası, her şeye rağmen Avrupa’da uluslararası bir beğeniye yönelmiştir.

 

 

Herman Tom Ring. ''Ermengard ve Walburg von Rietberg'in İkili Portresi'' (detay) 1564., Landesmuseum, Münster

 

 

    1789 yılındaki Fransız Devrimi’ni izleyen yıllarda Avrupa’da takı kullanımında azalm görülmüş, bu sırada pek çok mücevher Fransa dışına çıkarılmış ve dağılmış, erkek takıları da azalmıştır. 18.Yüzyılın sonunda giysilerin yalınlaşması, giysiyi süsleyen düğmelerin irileşmesine yol açmıştır. Ancak bu duraklama kısa sürmüş, hemen bütün Fransız hanedan takılarına el koyan Napoleon’un 1804 yılında imparator olmasıyla mücevher sanatı yeniden gündeme gelmiştir. Antik Yunan ve Roma formlarını çağrıştıran neo klasik ampir üslup, 19 yüzyıl başında yeni Fransız kadınlarının yenilenmiş ve gösterişli takılarına yansımış, önceki hanedanın takılarından çıkarılan elmas, yakut, zümrütler ile bezenmiş taç, gerdanlık, küpe, bilezik ve broştan oluşan mücevher takımları, Avrupa’nın diğer hanedanlarında da örnek oluşturmuştur.

 

   David’in ‘’Napoleon’un Taç Giymesi’’ tablosundaki ayrıntıda, Napoleon’un döneme damgasını vuran ruhu yansıtan altın defne tacı görülür; sanki Napoleon, kendini antik Roma’nın kahramanı yerine koymuştur. İtalyan kuyumcu Castellani, bu dönemde son derece zarif tasarımlarıyla tanınmıştır.

 

 

                                                                                  

Jacques-Louis David. ''Napoleon'un Taç Giyme Töreni'' 1805-1807., Musee de Louvre, Paris.                                              ''Grandüşes Aleksandra Pavlovna'' Ressamı bilinmiyor. 1780'lerin sonları. St. Petersburg.

 

 

   Bu dönemdeki politik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan ilginç bir takı türü de, Prusya’nın Napoleon’la mücadelesi sırasında Prusyalı kadınların orduyu desteklemek için mücevherlerini devlete vererek karşılığında aldıkları demirden yapılmış, içinde ‘’Gold gab ich für Eisen 1813’’ (Demir karşılığında altın verdim) yazısının yazılı olduğu takılardır.

 

   19. Yüzyılın ikinci yarısında neo klasik ve aynı zamanda dönemin bir başka eğilimi olan oryantal beğeniye uygun olarak mücevherli aylar ve yıldızlar, tüy motifleri daha, daha sonraları da Roma imparatoriçeleri benzeri, kaş üzerine yerleştirilen ve ‘’tiara’’ denen taçlar ve broşlarda moda olmuştur. Pren Albert von Thurn und Taxis’i oryantal giysi içinde gösteren fotoğraf ile aynı Thurn und Taxis koleksiyonundan ay broş, bu eğilimleri örneklemektedir.

 

   1815 yılında Bourbonların tekrar iktidara gelmesiyle klasik motiflerin yanısıra Restorasyon döneminin aynı görkemdeki kıvrımlı bitkisel tasarımları ortaya çıkmıştır. 19. Yüzyılda, iri taşlara olan düşkünlük, yarı değerli taşların da sıkça kullanılmasına yol açmıştır. İri taşlı bilezikler ve romantik çağrışımlar yapan pandantifler de sevilen takılardandır. Ingres’ın yaptığı portrelerde, lalli pırlantalı bilezikler, ve tüm dikkatleri üzerin çeken üçlü sallantılı, iri broşlar görülür.

 

                                           

                                                                                                         

Prenses Margarete von Thurn und Taxis, incili taç, incili-elmas tiara, incili tasma ve gerdanlık ile. /  ''Fuchsien Diadem'' adıyla bilinen elmas Tiara. 1845 

 

 

 

 

   Lal, gerek rengi, gerek yakut kadar pahalı olmaması sebebiyle takılarda çok sevilerek kullanılan bir taştır. İtalya’da üretilen cam mozaik takımlar, 19.Yüzyılda Vatikan’ı ziyarete gelenlerin kolayca satın alabileceği, nisbeten ucuz takılar olduğundan oldukça yaygındır. Elmaslı gerdanlıkların yanı sıra mücevher salkım veya fiyonklu kadife kurdeleler de , 19.yüzyılda sürecek olan takılardandır. Zarif gerdanlıklar, diademler ve giysilerin korsajlarına takılan mücevherli iri buketler ve fiyonklar ise, ince rokoko mücevher işçiliğini sürdüren geleneğin parlak örneklerindendir.

 

   Saç süsleri bu dönemde en zarif haline ulaşmıştır; saçlarda çiçekler veya yıldızlar gece giysisini tamamlar. Von Thurn und Taxis koleksiyonundan 1845 tarihli ‘’Fuchsien’’ diademi, aynı zamanda gerdanlık olarak kullanılabilen bir takıdır. Natüralist motifli pırlantalı ya da iri incili diadem ve gerdanlıklar ve mücevherli tarakla, dönemin en gösterişli baş takılarıdır.

 

   Mercan da 19. Yüzyılda sevilerek kullanılan bir malzemedir. 19. Yüzyılın ilk yarısında gündelik takılarda romantik akımın etkisiyle, çiçeklerde bezeli yürek ve kilit biçimli pandantif ve klipsler ile sonsuzluğu simgeleyen, kuyruğu ağzında bir çemberi tamamlayan yılan biçimi kolye gibi duygusal çağrışımlar yapan takılar görülür. Bu romantik dönemde kolye, bilezik ve yüzüklerde sevgilinin minyatür portresi ya da saçının bulunduğu mücevherli mahfazalar altın çağını yaşamıştır.

 

   Özel mesajlar taşıyan motifler ve harf düzenlemeleri, duygusal takılarda sık rastlanan tasarımlardır. Yüzüklerde yan yana kullanılan taşların baş harfleriyle oluşan romantik mesajlar, İngiltere kraliçesi Victoria’nın adıyla anılan Viktoryen üslubun karakteristik takılarıdır; örneğin İngilizce adlarıyla lapis lazuli; opal; verd-antique (yeşil somaki) ve emerald(zümrüt) yan yana getirildiğinde ‘’love’’ sözcüğü yazılır. ‘’Regard’’ yani ‘’sevgi, saygı, özen’’ anlamına gelen ruby(yakut)- emerald (zümrüt)- garnet (lal)- amethyst (ametist)- ruby- diamond (elmas) taşların sıralandığı broş, bu incelikleri uygulamanın başka bir örneğidir. 19. Yüzyılda foyalı ve  metalden ucuz ama zarif broşlar da sık görülür.

 

 

Sir Luke Fields. ''İngiltere Kraliçesi Alexandra, Galler Prensesiyken''. 1894., National Portait Gallery, Londra

 

 

   III. Napoleon döneminde ise ağır mücevherli taçlardan başka çiçek ve buğday buketleri,  kelebek ve böcek broşlar da saça ve göğse takılırken, geniş bantlar halindeki bilezikler, bilekten dirseğe kadar dizilmiş, bazı bileziklerin üzerine minyatür portreler yerleştirilmiştir.

 

   İncili ve pırlantalı korsaj süsleri, 19. Yüzyıl giyiminin göz alıcı parçalarındandır. Prenses Margarete von Thurn und Taxis, eşinin düğün armağanı olan bu takıyla ve ailenin incili tacıyla fotoğrafçıya poz vermiştir. İncili taç, aslında III. Napoleon tarafından Eugenie’ye düğün hediyesi olarak kuyumcu Lemonnier’ye yaptırılmış, 1887’de Fransa’daki Cumhuriyet yönetimi mücevherleri satmaya karar verince Prens Albert von Thurn und Taxis tarafından satın alınmıştır. Bu mücevherler 1992’de veraset  vergisi borçlarını ödemek üzere Sotheby’s de açık arttırmaya satılmıştır.

 

   Bu dönemde Avrupa takı modası, Osmanlı kadınlarını da yönlendirmiştir. 20.yüzyıl başında II. Abdülhamit’in koleksiyonundaki mücevherler Paris’te Osmanlı hazinesine gelir sağlamak için Meşrutiyet yönetimi tarafından açık arttırmayla satıldığında, göz kamaştırıcı takılar ortaya dökülmüştür. Bu satışın kataloğunda son derece görkemli takı çeşitleri sergilenir.

 

   19. yüzyılın son çeyreğinde, natüralist mücevherler sürerken, bir yandan da modern çağa geçişin yansıdığı dallardan biri de takıdır; 19. Yüzyılın sonunda görkemli takıların yanısıra son derece yalın, simgesel anlamlar da taşıyan hayvan motifli broşlar da yapılmaya başlanmıştır.

 

   Kraliçe Victoria’nın oğlu olan ve 1901-1910 yıllarında hüküm süren Kral VII. Edward ve eşi Alexandra’nın moda dünyasını etkilediği ve Belle Epoque olarak anılan yüzyılın başında, biçimler daha akıcı, renkler daha yumuşak hale gelmiştir. Tasma kolyeler ya da ‘’lavalliere’’ denen, damla biçimli pandantifli zincirler ve sorguçlar çok sevilmiş, inciler ya ‘’satoire’’ denen uzun bir dizi ya da boynu saran diziler halinde kullanılmıştır.

 

   Kraliçe Alexandra, kendisinin öncüsü olduğu takılarla; boynundaki sımsıkı inci dizileriyle adeta bütünleşmiştir.

 

   19. yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başındaki takılar incelendiğinde, Rus Çarı II. Nikola’ya hizmet etmiş ve mücevher tarihine renk katmış olan Fransız kuyumcu Faberge’nin kuruluşu da önemli faktörlerden biri olarak belirir.  1917’ye kadar hüküm süren son çar II. Nikola’nın, daha sonra Çariçe Alexandra olarak taç giyecek olan Hesse-Darmstadt Prensesi’ne nişan armağanı olarak Faberge’ye hazırlattığı pembe incili mücevherlerin yanı sıra verdiği mücevher haçlı kolyenin 250.000 altın ruble değerinde olduğu bilinmektedir.

 

   Mücevherli paskalya yumurtalarıyla tanınan Faberge’nin yumurtalarından uyumlu mücevherler çıkması gelenek haline gelmiştir; örneğin İsveçli Nobel ailesi için 1912-13 yıllarında gümüş ve mineden yapılmış ‘’buz’’ yumurtasının içinden platin ve pırlantadan, buzu andıran bir saat çıkmıştır.

 

  19. yüzyılın sonundan başlayarak montürde platin de kullanılmaya başlanmıştır. 20. Yüzyıldan itibaren mücevher tasarımı, dünya olaylarına ve kültüre, yani güncelliğe daha duyarlı biçimde gelişmiştir.

 

   20. yüzyıla geçerken, girift sarmal kıvrımlara, stilize bitkisel motifler ve ince ve zarif insan ve hayvan figürlerine dayanan ‘’Art Nouveau’’ akımı döneme damgasını vurmuş, kuyumculuk da , Art Nouveau’nun en belirgin örneklerinin verileceği sanat dalı olmuştur. Art Nouveau ‘da altın ve gümüş montürlerde değerli taşların yanı sıra yarı değerli ve değersiz taşlar, cam, boynuz ve bağa ile mine teknikleri kullanılmıştır. 19. Yüzyılın sonunda Tiffany, Lalique, Fouquet ve Gaillard imzalı opalli, incili, mineli takılar, üslubun örneklerindendir. 20. Yüzyılın başında sinema önemli bir yeniliktir; aktrisler de sanatçıların esin kaynağı haline gelmiştir. Lalique, Sarah Bernhardt portreli bir broş tasarlanmıştır.

 

 

''La Peregrina'' adlı armudi incili, elmas ve yakut gerdanlık. (Liz Taylor'a ait. Cartier)

 

 

   Yaklaşık 1920-39 yılları arasındaki, Kübizmden esinlenen; iki dünya savaşı arasında, caz müziğinin ve artan makinelerin yaşam biçimine damgasını vuran bir çağın yansıması olan Art Deco takılarda ise, geometrik formlar, bazen bitkisel veya kurdele motifleriyle kaynaşmış olarak ortaya çıkmıştır. Bu takılarda geleneksel değerli taş ve madenler kullanıldığı gibi, yeni, maddi değeri yüksek olmayan plastik, krom, çelik gibi malzemeler de kullanılmıştır. Elmas kullanıldığında ise tercih edilen biçim bagettir.

 

   İngiltere kralı VIII. Edward tarafından Mrs. Simpson’a verilen, arkasında ‘’Hold tight’’ (dayan) yazılı olan Van Cleef & Arpels imzalı yakut ve pırlantalı bilezik, Art Deco takıların göz alıcılarındandır. Van Cleef & Arpels’ın ilk ‘’invisible’’ görünmez montür tasarımı olan, Windsor Düşesi’’nin 1936 tarihli yakut ve pırlantalı yaprak broşu ise, kendi türünde bir çağın başlangıcıdır.

 

   Coco Chanel ve Elsa Schiaperelli gibi Parisli modacıların kreasyonları için de özel Art Deco takılar tasarlanmıştır. 1920’ler ve 30’larda kısa Bobstil saçları vurgulayan elmas taklidi sallantılı küpeler, düşük belli giysileri tamamlayan uzun boncuk kolyeler, geometrik klipsler bu dönemin karakteristiğidir. Aktris Pola Negri 1920’lerde, sessiz sinema döneminde Art Deco takılarıyla objektife poz vermiştir.

 

   İncinin güncelliiği, 20. Yüzyılın ilk yıllarından başlayarak artmış; Mikimoto önderliğindeki bilim adamları, kültive inci üretimini başlatarak 1921 yılında piyasaya sürmüştür. Kristal de,  Art Deco takılarda sevilerek kullanılmıştır. 1920’lerde savaşı arkada bırakma sevinci, toplum yaşantısına olduğu gibi renkli takılara da yansımıştır.

 

   II. Dünya Savaşı sırasında ise yeni bir takı türü, bugün hala gündemde olan bayraklı takılar ortaya çıkar. Savaş yıllarında da Mısır kralı Faruk’un annesi kraliçe Nazlı’nın pırlanta güllerden oluşan gerdanlık ve küpe takımı gibi gösterişli, çiçek motifli takıların üretimi sürmüştür.

 

   1940’ların takıları, II. Dünya Savaşının ortalarında altın renklerinin çeşitlenmesiyle belirmiştir; kırmızı ve sarı altından fiyonkların üzerine yerleştirilmiş  yakut, safir, akuamarin, sitrin ve ametistler, dönemin dolgun kıvrımlı takılarını simgeler. Koşulların da zorlamasıyla 40’ların takılarının çoğu eritilip yeni takılar yapılmıştır. Avrupa ve Amerika’da köklü sosyal değişimlere sahne olan bu dönemde kadınlar bağımsızlıklarını kazanmaya başlamış; çalışan kadına çoğunlukla geniş ceket vatkalarına uygun, geniş yakalarda altın üzerine sevimli hayvanlar, taşlı tomurcuklar, yıldız çiçekleri ya da balerin figürleri, yeterli olmuştur.

 

 

 

   1945’ten sonra Fransız modacılar, rengi ve değerli madenlerle taşları tekrar yaşama geçirmiştir. Savaş sonrası renkli ve gösterişli takılarına, renkli taşlarla bezenmiş geniş gerdanlıklara da Windsor Düşesi öncülük etmiştir. Windsor Düşesi’nin  zarif hayvan figürlü takıları; panter ve flamingo gibi hayvanların zarif çizgilerini takıya taşıyan broşlar da , 1940’lar ve 50’lerde  Cartier atölyelerinde üretilmiştir. 1950’lerin sevilen motiflerinden, çiçek sepeti broşlar ise, pastoral çağrışımlar yapan, şehir insanının özlemlerini dile getiren yalın, ancak anlamlı takılardır.

   1960’larda sert geometrik formlar takıda modernizmin simgesi olmuş, giysi modası da buna parelel gelişmiştir. 1970’li yıllarda ise takıda daha yuvarlatılmış ve klasik hatlar görülür. Cartier’nin Elizabeth Taylor için hazırladığı, ucunda 17. Yüzyıldan ‘’La Peregrina’’, yani ‘’Gezgin’’ adlı incinin sallandığı gerdanlık, bu dönemin görkemine örnektir. 70’li yıllardan günümüze kadar, daha çok taşı sergilemeye yönelik tasarlanan yalın takılar yerini korunmuş, çok değerli taşlar, klasik montürlerde tasarlanmıştır. Öte yandan, 1980’lerden başlayarak altın örgü takımlar da çok sık gündeme gelmiştir.

   Güncel olaylara duyarlı biçimde gelişen takı tasarımında, 1960’lardan başlayarak takıda yeni ölçüler, değerler, anlayışlar ve olanaklar da ortaya çıkmıştır. Çağın biçimleriyle zenginleşen arayışlar, her dönemde takıda yeni yorumların, yeni kavramların oluşmasını sürdürecektir.[1]

  

  

 

[1] İrepoğlu., Gül., Çağlar Boyunca Takı ve Mücevher, Yıl: 2000. ,  Sayı: 17. , S: 54-71

whatsapp